Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mayıs, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

kafasına göre delikanlı

heavy metal ile pesimist underground hip hop arasında kaldığım anlardan biriydi. bir kulağımda silahsız kuvvet, diğer kulağımda metallica tınıları yankılanıyordu. saçma sapan bir içgüdüyle, kendimi bir taraf seçme mecburiyetinin koynunda buldum. ben öyle mi daha iyi olur böyle mi ikilemlerinde boğuşurken, arkadaşlarım çoktan tarafını seçmiş ve kendilerini alev alev yanan bir rekabet ortamına sokmuşlardı. tabii ki beni de çok geçmeden markaja aldılar. bir an önce tarz seçmem gerektiği konusunda ikna ettiler. artık rengimi belli etmeliydim, çünkü  semtte maç kadroları, sosyal aktiviteler, kavga tarafları, manitacılık mevzuları vs. hep seçtiğin tarza göre şekilleniyordu. o zamanlar "game of thrones" da olmadığından sancaksız kardeşlik triplerine de uyanamıyordum. fakat ne olduysa bi aydınlanma yaşadım ve "sikerim yapacağnız işi" deyip çekildim kenera. "dinleyeceğiniz müziğe de seçeceğiniz tarafa da ceza'ya da kurt cobain'e de koyim!" şekilde bi küfür ...

nam-ı diğer

iş yerine ulaşım hususunda alemin kralıydım bir zamanlar. apartmanımızın kapısıyla iş yerimin kapısı arasında ki mesafe bi duvar kalınlığındaydı. kepengin açılış sesini duyunca ayakkabılarımı giyip inerdim eczaneye. engin abi beni görür görmez "hadi bi çay koyski" espirisini "bu çocuğun afyonu patlamış mıdır acaba" diye düşünmeden yapıştırırdı yüzüme gözüme. akabinde dümenden bi paspas, inceden bi toz alma derken 1 saatini yerdim mesainin. angaryası bitmezdi gerçi. habire yazdığı reçeteye imza atmayı unutan ama kapris ve ego dallarında bütün rekorları sikip atmış doktorların peşinde koşmak mı dersin, depodan ilacı gelen teyzeleri kapı kapı dolaşmak mı dersin, biriken reçeteri(en az 2 koli) günü geldiğinde ssk'ya teslim etmek mi dersin (toplu taşımayla), olmayan ilacı komşu eczanelerde bi umut aramak mı dersin... ama semte hakim olmanın verdiği vicdani rahatlık bi nebze olsa teselli ediyordu beni. ozamanlar semti koruma geyiklerine yeni başlıyoruz tabi, rütbe alm...

mallık

aşağı yukarı bir iki hafta kadar önceydi. askerden yeni gelmiştim... geldiğimden beri her gece olduğu gibi evdeki herkesin uyuduğundan emin olduktan sonra kendimi sokağa attım. tüm semt, gecenin üzerine çökerttiği hüzünle derin bir sessizliğe gömülmüştü. bomboş sokaklarda yalnız başıma yürümeye başladım. yürürken ben adım attıkça arkamda kalan tüm binalar yerle bir oluyor, ileriye attığım her adımla ayağımı kaldırdığım asfalt dibe çöküyor, geçtiğim her yer adeta bir harabeye dönüyordu. arada dönüp arkama baktığımda ise bu harabenin içerisinden çıkmaya çalışan çocukluğumu görüyordum. gençliğim ise çoktan enkazın altında kalmış ve en ufak bir kurtarılma umudu barındırmıyordu. artık önümde sadece iki seçenek vardı; ya dönüp arkama çocukluğuma sarılıp tüm hayatımı onunla birlikte ama bu harabenin içinde yaşayacaktım ya da yürümeye devam edip kalan ömrün bitmesini bekleyecektim. korktum! dönemedim arkama... yürümeye devam ettim... az gittim uz gittim ana avrat düz gittim ve bi baktım çocukl...