Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mart, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

portakal

kahvaltıda tüketmek üzere 200 ml. bir portakallı cappy meyve suyu (karton kutu) aldım. plastik kamışını üst kısmında yer alan yuvarlak jelatine denk getirerek içeriye doğru bastırdım. jelatini yırtılıp kamışı içeriye doğru ilerlettim. ta ki kutunun dibine ulaşana kadar. sonrasın da elimi kamıştan çektim işte her şey o an da oldu... kamış yukarı yönde hareket ederek tekrar geri çıktı. tekrar dinine kadar bastırdım kamışı ve yine geri çıktı. sonrasında tekrar ve tekrar... bir anormallik olduğunu anlamıştım. dudaklarımı kamışa götürüp meyve suyundan bir yudum almayı denediğim de ise her şey gün yüzüne çıktı. evet meyve suyu gelmiyordu. hava bile gelmiyordu... doğa ne kadar sürprizlerle dolu olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. kamış jelatini delip içeriye girdiğinde, kopan jelatin parçası öylesine muntazam bir şekilde kamışın önünü sarıp tıkamıştı ki meyve suyundan tek bir yudum almak bile imkansızlaşmıştı. ne mi yaptım? ters yönde baskı tabi ki! tekrar kamışa yöneldim ve bu sefer üf...

gözlük

aslında gayet sıradan bir gündü benim için. herzaman ki saat de uyanmış ve sırasıyla tuvalet, el/yüz yıkama, diş fırçalama, giyinme ritüelimi icra edip işe gitmek üzre yola çıkmıştım. yine her gün olduğu gibi apartmanın merdivenlerini inerken ayetel kürsi'yi okumuş ve bitişini ana kapıya vardığım an'a denk getirmenin haklı gururunu yaşamıştım. kapıdan dışarıya adımımı attığım an da ise elimi yakamda asılı duran , 2014 ağustos'undan beri severek kullandığım  güneş gözlüğeme atıp kıvrak bir bilek hareketiyle amacına hizmet etmesi gereken lokasyona yerleştirdim. tıngır mıngır ofise vardım... gel zaman git zaman mesai bitti ve ofisten ayrılmak üzre çantamı toparlamaya başladım. öncelikle bilgisayarımı, ardından şarj aletini ve mouse'u özenle falan filan... işte herşey o andan sonra oldu! elimi gözlüğümü almak üzere onu herzaman koyduğun çanta gözüne attığımda koca bir boşluk beni bekliyordu, adeta içine düştüğüm kör kuyular  gibi (halka'ya selam olsun)... hemen bir h...

vanilya

neden bu kadar çok severim bilmiyorum. belki de tanığım kişilerin çoğu sevmediğinden garip bir koruma psikolojisi. mesela iş yerimin yemekhanesinde ki dondurma dolabına baktığımda, her çeşidi kovalarını yarılayan dondurmaların yanında henüz el değmemiş vanilyalıya ilk kepçeyi çoğu zaman ben daldırıyorum. ya da bir çok arkadaşımın "çok ağır yeeaauuvvv" diye burun kıvırdığı buram buram vanilya kokan hypnotic poison kadın parfümü yıllardır favorim. gerçi harbiden ağır ama kullanan kadınlara baktığımda hemen hemen hepsi bu ağırlığın altında ezilmeyen, ne istediğini bilen, özgüveli, güçlü... he bir de şey var! feridun abinin vanilya şarkısı. onu da çok kişi sevmez mesela. ama ben çok sevmişimdir dinlediğim ilk günden beri. aklıma her geldiğinde de açıp dinlerim. gerçi o lavinya da olabilir ama... neyse...