Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Temmuz, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

gidemedim

gerçek anlamda gidebilmek için yola çıkmak, uzaklaşmak, hatta kaybolmak yetmiyormuş. olsa olsa gitmeye yeltenmekmiş tüm bunlar. birisinden ya da bir şeylerden öyle "gidiyorum" ya da "gittim" deyince gidilmediği gerçeği, "acı tecrübeler" klasörüne eklenmiştir zaten pek çoğumuzda. insanoğlu için bırakıp gitmesi en zor olansa umutlarıdır. ne kadar uzaklaşabilir ki bir insan umutlarından? hadi git gidebildiğin kadar... bırakabildin mi özgürce yaşama umudunu arkanda? istediğini yapıp, istediğini söyleme özgürlüğüne kavuşacağın günü umut etmekten gidebildin mi bir adım öteye? gidemezsin! günün birinde gerçekten sevilme umudundan en fazla ne kadar uzaklaşabilirsin? sevildiğinden emin olacağın güne kavuşma umudunu bırakıp git götün yiyorsa... gidemezsin! bir sabah uyandığında çocukluğuna dönmüş olma hayalinden ne kadar uzaklaşabilirsin? ya da bu hayalin gerçek olmasını istemeyecek kaç yetişkin vardır ki dünyada? yoktur… bu hayali ardında bırakıp nereye gidebilirsi...

sigara

peş peşe üç dal sigara yaktım. pek aram yoktur normalde. ilkinin sonuna gelirken düştü aklıma, pek çok şeyin hayalden ileri gidemediği. zaten ikinciyi yakmama vesile olan da buydu sanırım. baya antrenmanlıydım hayal kurma hususunda. hatta "yılların tecrübesi" diye anons edebilirdi beni bir spiker olsa hayal kurarken yanımda. gerçi bazen umut etmekle hayal kurmak iç içe giriyor insan hayatında. gerçekleşme olasılığı bulunan bir şeyi umut ederken, kendi kendine "ulan olmuşken bu da olsun" diyerek işi hayale dönüştürüyorsun. sonrasında olacağı varsa da olmuyor zaten. milli piyango misali "ya çıkarsa...". geçmişte hayalini kurduğum şeylere dönüp baktığım da boşu boşuna kafamı yorduğumu düşünüyorum. ama vakti zamanın da hayal niteliği taşıyan bir şey o kadar da boş olmamalıdır aslında. belki de bir hayali hayal yapan, kurulduğu andır. o an gerçekleşirse hayal niteliği taşıyordur ya da o an gerçekleşmeyeceği için... ikinci sigaranın sonlarına doğru hayali...

akvaryum maceraları

ilk ve tek akvaryumumdu 70x50x30 ölçülerinde ki camekan. 15 milyon vermiştim ve bu ozamanlar 14 yaşında ki bir velet için hatırı sayılır bir paraydı. akvaryumun yanında 1 japon balığıyla 1 çöpçü balığını hediye etmişti pet şopçu dayı. japon semti koruyacakmış, çöpçü de ortalığı temizleyecekmiş. hikaye güzel geldi, kuçaklayıp hepsini hızlı hızlı götürdüm eve. hevesle odama sistemi kurdum. önce içini sildim akvaryumun -temizlik imandan gelir, imansız balık bize yakışmaz- sonra suyunu doldurdum validenin bulaşık leğeniyle, 10-15 sefer yaparak... peşinden saldım balıkları içine.  aynı pet şopçu dayının dediği gibi japon semtini kollamaya başladı, çöpçüde diplerde bok püsür ne bulsa yiyor. ama bişeyler eksikti. koca akvaryumda iki balık mal gibi yüzmekten başka bi atraksiyona giremiyor. ertesi gün tekrar gittim pet şopçu dayıya, bişeylerin ters gittiğini anlattım. peşinden hemen filtreli hava motoru, kum-çakıl-taş, su bitkisi çıkarıp koydu masaya. onları da almam gerekiyomuş....

kızlar...

tam bittim dediğim anlardan birinde elime iki tane kız geldi. fakat önümde ki para için söylenebilecek tek söz; "bi atımlık kurşun". böyle olunca hep bi bıyık altından gülerim kimseye çaktırmadan. bu sefer tuttum ama kendimi. neyse ki başlangıçta kimse potu arttırmadı. şaşırmadım desem yalan olur, çünkü dokuz kişiyiz masada ve elinde hiç bişey olmasa bile sığırın biri çıkıp heyecan olsun diye üç beş bir şeyler vurur. para kaşıyor milleti resmen.  ben içime içime sevinirken kurpiyer  kadın açtı ilk üç kağıdı. aynen kadın kurpiyer var mekanda. bi kumarhane için kalite göstergesi olarak sayabileceğimiz kalemlerden biridir kadın kurpiyer. gerçi oyuncunun zararına bi durumdur bu ama çoğu kişi fark etmez kadını kesmekten, ince ince süzmekten. zararı ne derseniz, mekanda kadın kurpiyer olduğunda kazananın potundan en fazla %10 çekilecek ganyot yerine göre %15 hatta %20 ye kadar çıkar. üstelik bahşişi de fazla bekler. beklemese bile millet kadına yavşamak için fazla fazla at...