Ana içeriğe atla

janti spor salonu


paraya hakim delikanlıların ve hanımların gözdesi, janti diye tabir edeceğimiz spor salonundaki ilk günüm. kayıt kuyut işlemlerini öncesinde ayarlamışım, misafirvari bi statüde olmama rağmen mekanın sahibi gibi kapıdan içeri girip resepsiyondaki atletik hatuna selam çakarak doğruca soyunma odasına yöneliyorum. soyunma odası antrenmanını yeni bitirmiş, aynanın karşısında abidik gubudik hareketler yaparak kaslarıyla böbürlenen, amino asitler protein tozları garip gulema mamalarla kendini şişiren tiplerle dolu. sote bi yerde boş dolap bularak kimseyle muhatap olmadan spor kıyaseflerimi giyip dalıyorum salona. ısınmak için boş bi yer ararken salonun arka taraflarında çevresindeki duvarlar siyaha boyanmış diğer yerlere nazaran daha karanlıkta bırakılarak hafif underground hava katılmış bi boks ringi ilişiyor gözüme. ama şansıma ring dolu. üç beş tane yarma sözde antrenman yapıyolar. ringin entafına koşu bandları ve bisikletler konumlandırılmış cardio için. sağında solunda kimsenin olmadığı bi koşu bandını seçip hafif tempoyla ısınmaya başlıyorum bir yandan da göz ucuyla ringi keserek. 

bir kaç dakika sonra ring ile aramdaki boşta duran koşu bandına beyaz tenli, yumuk yumuk saçlı, pamuk diye tabir edebileceğim genç bir hanım geliyor ve o da tıpkı benim gibi hafif tempo ile koşmaya başlıyor. nezaketen selam veriyor ilk göz göze gelişimizde, ince bir tebessümle karşılıksız bırakmıyorum. tabii gözüm hala ringde. antrenman yaptığını zanneden yarmalardan biri esas oğlan triplerinde. nispeten diğerlerine göre daha kalıplı, hareketli, özgüvenli. azman koyuyorum hemen adını, her yumruk savuruşunda abuk sabuk bi hırlama sesi çıkardığından. çok geçmeden bu azman ringin dışına atlıyıp, bana doğru yürümeye başlıyor. pamuk ile benim aramdaki ufacık yere koca kıçını koşu bandlarına sürte sürte giriyor, sırtı bana dönük bi şekilde pamuğun yanağına bir öpücük konduruyor. tam o an pamukla bir kez daha göz göze geliyoruz. bu öpücüğün onu pek de mutlu etmediği aşikar. ama belliki sevgililer, antrenman sonrasına plan yapıyorlar, mecburun kulak misafiri oluyorum. azman bana "bu kız benim" mesajını verdikten sonra ringe geri dönüyor. 

ringdeki diğer yarmalardan birini seçip sparing yapmaya başlıyorlar. o sırada ringdeki diğer azmanlar kenara çekilip bunları izliyorlar. çok geçmeden salondaki hemen herkes ringin etrafına toplanıp yarmaların sparingini izlemeye koyuluyor ve iş iyice kızışıp heyecan dozu yükseliyor. hal böyle olunca azman sertliği bir kaç seviye arttırıyor ve karşısındakine kombine yumruklar çıkartıyor. o sırada pamuk da heyecanlanıp koşu bandından inerek ringe yaklaşıyor. derken azman etkili iki üç yumruğa maruz kalıyor ama ayakta kalmayı başarıyor. iş sparingden çıkıyor artık ve iyice müsabakaya dönüşüyor. yumruklar sert, savunmalar sert, bakışlar sert… 

tüm bunlar olup biterken ben olağan tempomda ısınmaya devam ediyorum. fazla geçmeden bende koşu bandından inerek ringin diğer tarafında yer alan kum torbalarının olduğu tarafa yöneliyorum. kafes dövüşü müsabakalarında kullandığım kesik uçlu dövüş eldivenlerimi kuşanarak en ortadaki heybetli kum torbasına bir kaç kombine çıkarıyorum. tabii ringdekilerin aksine bende sadece yumruk yok. tekme, diz, dirsek ve nicesi. ama tekmelerim kum torbasına her yapıştığında çıkan sesin, azmanın ringdeki hırıltılarını bastırdığının farkında değilim. üst üste çıkardığım bir kaç diz darbesinin ardından kum torbasını tavana sabitleyen dört zincirden biri yerinden fırlıyor. o an biraz soluklanmam gerktiğini düşünüp kafamı kum torbasından kaldırıyorum ve ringin üzerinden dikilen azmanla göz göze geliyoruz. az önce ringdeki sparing için toplanan kalabalık ve hatta ringdekiler her şeyi bırakıp bana odaklanmış kum torbasına yaptıklarımı izliyor. şaşırıyorum ama çaktırmadan kenardan havlumu alıp su sebiline doğru yöneliyorum pamuğun da beni izlediğinden emin olduktan sonra. şaşırıyorum çünkü "alt tarafı kum torbasına bir kaç tekme yumruk dirsek ve diz atmışım bunun neyini izliyorlar" diye geçiyor içimden. sebil sonrası tekrar kalabalıkla muhatap olmamak adına doğruca soyunma odasına gidip duşa giriyorum.

ertesi gün ofisimin bulunduğu plazanın en alt katındaki cafeden kahve almak için sıraya girdiğimde tekrar pamukla karşılaşıyorum. bu sefer ben selam veriyorum ve aynı nezaketle karşılık bulup hoş bir tebüssüme tanıklık ediyorum. kahvelerimizi aldıktan sonra plazanın asansörüne birlikte yöneliyoruz ve o an ofislerimizin aynı binada olduğunu fark ediyoruz. keyifli bir tesadüf… aynı asansöre denk gelip birlikte biniyoruz. o on birinci katı tuşluyor bense yedi. asansörde araya girecek bir azman yok neyseki. ikimizinde üzerinde "acaba bir kaç kelime etsem mi?" tedirginliği var. böyle anlarda genelde susmam ama pamuk gerçekten namı gibi yumuşak ve zarif olduğundan onu rahatsız etmekten çekinip çenemi tutyorum. yedinci kata geldiğimizde iyi çalışmalar dileyerek iniyorum asansörden. 

akşam iş çıkışı yine spor salonunun yolunu tutuyorum tabii. salonda ringe ve kum torbalarına ciddi bir ilgi var. millet, ünlüler dövüş sporlarına heves edip instagramda şekilli postlar storyler attıkça önceden hor görüp ezikledikleri bu spor dallarına birden merak sardı. ama tabii yüzde doksan dokuzu instagram dövüşçüsü, dekor… zaten "biraz fitnessa gidip vücut yapayım ondan sonra dövüş sporlarına başlayacağım" diye bu işe girenlerden bi cacık olmaz. olmuyorda zaten. muhtemelen bunların en sağlamı bizim azmandır ama o bile kum torbasına atılan üç beş düzgün tekme görünce saygı duruşuna geçiyor. neyse ben biraz ısındıktan sonra ring boşalıyor ve koşu bandından inip ringe çıkıyorum. tek başına ringde yapılacak pek bir şey yok aslında. gölge dövüşü böyle zamanlar için iyi bir idman metodu. yaklaşık on dakika kadar ringde gölge dövüşü yaptıktan sonra genç bir "biraz vücut yapayım sonra boksa başlayacağım" ekolü ringe çıkıyor. eldivenlerine giyerken sparing teklif ediyor. kibarca reddedip ringden iniyorum. kum torbasına geçip kendi başıma çalışmaya devam ediyorum. tam o esnada azman ve pamuk salona giriş yapıyor. hazırlanıp bulunduğum tarafa doğru geliyorlar. pamuk yine doğruca koşu bandına yöneliyor ısınmak üzere, azman ise ringe zıplıyor. sparing yapmaya hevesli delikanlı bu sefer ona aynı teklifi götürüyor ve olumlu bir yanıt alıyor. derken sparing başlıyor ve azman bir kaç yumruk alır almaz hemen sinirlenip sertleşmeye başlıyor. belli ki bu işin raconunu bilmiyor ve öfke kontrolü zayıf. çok geçmeden azman karşısındakine üstünlük kurup yere seriyor. ama dediğim gibi bu işin raconu bu değil. geçen gün de son derece hafif geçmesi gereken bir sparingi öfkesine yenik düşüp müsabakaya dönüştürdü, bugün de. ringde bir sparing gördükleri anda toplanan kalabalık ise durumdan oldukça memnun, bu işi çocuk oyuncağı zannediyor. 

azman hem kendisinin hem benim yeterince ısındığımı düşünmüş olsa gerek, gelip sparing teklif ediyor. tabii ben yine oralı olmuyorum. kalabalıktan küçümseyici gülüşmeler yükseliyor. azman da onlardan destek alarak korktuğuma dair bir kaç imada bulunuyor. umursamayıp havlumu alarak sayunma odasına doğru yöneldiğim anda azman kolumdan tutup beni kendine doğru çeviriyor ve artık refleks mi desem yoksa kendisine uyuz olmam için yeterince sebep birikip dışa mı vurdu desem bilemiyorum, diğer kolumla dirseği çenesine indiriyorum. yediği dirseğin etkisiyle bir kaç adım geri savrulan azman dudağının patladığını fark edip sinir küpü oluyor ve o gazla hemen kombine yumruklar savuruyor. tabii isabet sağlayamadan. en ufak bir karşı koymada sinir küpü olan azmanın halini varın siz düşünün. etrafımızı saran kalabalığın içerisinden pamuğu seçiyorum ve çok kısa bir az göz göze geliyoruz. azman bu fırsatı iyi değerlendirim mideme sağlam bir yumruk indiriyor. iki büklüm olmamak için kendimi zor tutuyorum ama o an buna engel olamıyorum. fırsattan istifade azman üzerime çullanıp peşpeşe kombine yumruklar savuryor patlamış dudağının hıncını almak istercesine. neyseki zaten iyi bir dövüşçü olmayan azman sinir küpüyken iyice koordinasyonunu kaybedip kayda değer bir isabet sağlayamıyor da zaman kazanıyorum. baskıdan kurtulmak için yakaladığım ilk boşlukta çenesinin altına bir yumruk çıkarıyorum ve bu yumruk sonrası belki biraz durulur da bu tantana biter diye umut ediyorum. ama tam tersi azman daha da sinirlenip kendini toparlar toparlamaz saldırmaya devam ediyor. iş daha fazla sürmesin diye karnı esaslı bir diz çıkarıp iki büklüm olduğu anda sol dirseğimi suratının ortasına indiriyorum ve azman patlak bir dudak, muhtemelen kırık bir burunla yere seriliyor. bense az önce yapacak olduğum gibi havlumu yerden alıp kalabalığı yararak soyunma odasının yolunu tutuyorum. salondaki henüz ikinci günümde kendimi böyle bir aksiyonun ortasında bulmamın akl-ı selim bir açıklaması yok elbette. Üzerimi değiştirip salondan çıkarken düşündüğüm tek bir şey var; tüm bu olanlara tanıklık eden pamuk acaba ne düşündü? hemen ertesi günün gelmesini ve şansımın yaver giderek kahve sırasında yine pamukla karşılaşmayı umuyorum. 

sabah kafeden içeri girdiğimde sıra olmadığını görüyorum. biraz erken gelmişim sanki. kahvemi alıp kasayı gören boş bir masaya oturuyorum. çok geçmeden pamuk kapıdan giriş yapıyor. göz göze geliyoruz ve beni fark ediyor. selam verilebilecek bir mesafede olmamıza rağmen hiç oralı değil. kahvesini alıp doğruca çıkıp gidiyor. kavgayı kazanmanın kzı kazandırmayacağını daha önce pek çok kez tecrübe ettim. ama dünki kavgaya böyle bir amaçla girişmedim. üstelik bence kavgayı başlatanda ben değilim. tamam ilk darbeyi dirsek atarak ben vurmuş olabilirim ama bunun bir sebebi vardı. ilk teması o gerçekleştirmişti ve kavgada esas olan ilk temastır. tabii bunu pamuğun biliyor olmasını beklemiyorum. ama zaten azman karakterindeki birine elbette günün birinde haddi bildirilecekti, piyango bana çıktı. ilk başta içten içe sevinsem de pamuğun selamı sabahı kesmesinin ardından bi boka yaramadığını anlamak çok acı oldu.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

kafasına göre delikanlı

heavy metal ile pesimist underground hip hop arasında kaldığım anlardan biriydi. bir kulağımda silahsız kuvvet, diğer kulağımda metallica tınıları yankılanıyordu. saçma sapan bir içgüdüyle, kendimi bir taraf seçme mecburiyetinin koynunda buldum. ben öyle mi daha iyi olur böyle mi ikilemlerinde boğuşurken, arkadaşlarım çoktan tarafını seçmiş ve kendilerini alev alev yanan bir rekabet ortamına sokmuşlardı. tabii ki beni de çok geçmeden markaja aldılar. bir an önce tarz seçmem gerektiği konusunda ikna ettiler. artık rengimi belli etmeliydim, çünkü  semtte maç kadroları, sosyal aktiviteler, kavga tarafları, manitacılık mevzuları vs. hep seçtiğin tarza göre şekilleniyordu. o zamanlar "game of thrones" da olmadığından sancaksız kardeşlik triplerine de uyanamıyordum. fakat ne olduysa bi aydınlanma yaşadım ve "sikerim yapacağnız işi" deyip çekildim kenera. "dinleyeceğiniz müziğe de seçeceğiniz tarafa da ceza'ya da kurt cobain'e de koyim!" şekilde bi küfür ...

kılas oto yıkama

kapıdan gelen yumruklama sesiyle gözlerimi açtım. terleyen yanağım deri koltukla   bütünleşmiş vaziyetteydi. üzerine yaslandığım gözüm yarım yamalak aralanabildi. koltuktan göz kapağıma, oradan kirpiklerime kadar bulaşan terimin gözümü yaktığını hissedip tamamen ayıldım. güç bela doğruldum ama sanki kafam hala kotuktaydı ve "beni bırak da ne yaparsan yap" diyordu. ben ayağımın altındaki cam kırıklarının neye ait olduğunu hatırlamaya çalışırken, sigara paketinden yapılıp hunharca kullanıldıktan sonra küllüğe basılmış zıvanalar pişkin pişkin sırıtıyolarmış gibiydi. sadece beş metre uzağımdaki kapıya vurulan yumluklar, koltukta doğrulduğum anda daha gür hissedilir oldu. kapıyı açtığımda sinirden suratı pancar gibi kızarmış muzaffer abi ağzından tükürükler saçarak "bu kapı otomatiğinin bana garezi var, nezaman acelem olsa açılmıyo" gibisinden bişeyler zırvaladı. sinirinin sebebi de işe geç kalmış, apar topar minibüsünü çıkarması gerekiyomuş ama otomatik kapı tutukluk ...