neden bu kadar çok severim bilmiyorum. belki de tanığım kişilerin çoğu sevmediğinden garip bir koruma psikolojisi. mesela iş yerimin yemekhanesinde ki dondurma dolabına baktığımda, her çeşidi kovalarını yarılayan dondurmaların yanında henüz el değmemiş vanilyalıya ilk kepçeyi çoğu zaman ben daldırıyorum. ya da bir çok arkadaşımın "çok ağır yeeaauuvvv" diye burun kıvırdığı buram buram vanilya kokan hypnotic poison kadın parfümü yıllardır favorim. gerçi harbiden ağır ama kullanan kadınlara baktığımda hemen hemen hepsi bu ağırlığın altında ezilmeyen, ne istediğini bilen, özgüveli, güçlü... he bir de şey var! feridun abinin vanilya şarkısı. onu da çok kişi sevmez mesela. ama ben çok sevmişimdir dinlediğim ilk günden beri. aklıma her geldiğinde de açıp dinlerim. gerçi o lavinya da olabilir ama... neyse...
heavy metal ile pesimist underground hip hop arasında kaldığım anlardan biriydi. bir kulağımda silahsız kuvvet, diğer kulağımda metallica tınıları yankılanıyordu. saçma sapan bir içgüdüyle, kendimi bir taraf seçme mecburiyetinin koynunda buldum. ben öyle mi daha iyi olur böyle mi ikilemlerinde boğuşurken, arkadaşlarım çoktan tarafını seçmiş ve kendilerini alev alev yanan bir rekabet ortamına sokmuşlardı. tabii ki beni de çok geçmeden markaja aldılar. bir an önce tarz seçmem gerektiği konusunda ikna ettiler. artık rengimi belli etmeliydim, çünkü semtte maç kadroları, sosyal aktiviteler, kavga tarafları, manitacılık mevzuları vs. hep seçtiğin tarza göre şekilleniyordu. o zamanlar "game of thrones" da olmadığından sancaksız kardeşlik triplerine de uyanamıyordum. fakat ne olduysa bi aydınlanma yaşadım ve "sikerim yapacağnız işi" deyip çekildim kenera. "dinleyeceğiniz müziğe de seçeceğiniz tarafa da ceza'ya da kurt cobain'e de koyim!" şekilde bi küfür ...

Yorumlar
Yorum Gönder