Ana içeriğe atla

önder abi


önder abi semtte bize yol yordam öğreten, adının hakkını veren, şekilli abilerin başında gelir. liseden yeni mezun olmuş, öss’den bu güne kadar gerek aile içinde, gerek eş dost ortamında görülmemiş bir sıralamayı yakalayan şahsım için idol niteliği taşıyan, kısıtlı IQ’yu kaba kuvvet ve küfürle örtbas eden, kavga, manitacılık, alkol tüketimi ve özenle sardığı cigaralığından tek nefesle en heybetli dumanı üfleme gibi çeşitli alanlarda rekorları bulunan feyizli bi abi… bu arada öss sıralamam da beş yüz küsür binlerde! neyse… 

sağolsun bu abimiz hemen hemen her akşam iş çıkışı manzarada semtin diğer abileri ve bizim gibi yeni yetmelerle toplanıp günün kritiğini yapar, ilerleyen saatler için ufak çaplı bi aksiyon planı belirler, tesbihini daha parlak görünmesi adına aktardan aldığı ceviz yağına bularken önceki akşam manitasıyla yatakta neler yaşadıysa en ince ayrıntılarıyla bizlere anlatır. 

Tabi çoğunu salladığını düşünüyorum. Çünkü önder abinin hatırı sayılır bi porno film arşivi var. evet arşiv. Hemde dvd. Biz daha vcd’yi yeni almışız, kadıköy yazıcıoğlunda izlediğimiz filmi “bozuk çıktı” bahanesini kullanarak farklı bi tanesiyle değiştirmek için kırk takla atarken adamın arşivi var… ayrıca polis okulunun karşısında ev tuttu. okulun kız yurduna bakan odaya bu arşivi, ev sinema sistemini ve müzük tesisatını özenle yerleştirip, filmleri izlerken sesi sonuna kadar açarak tüm mahalleye ve kız yurduna niyetinin ne olduğunu gayet net anlatıyor. Ama sorsan yengemiz öyle istemiş, kafası güzel olduğu için farkında olmadan sesi açmış, türlü türlü halüsler görmüş vs… yine de saydıkları arasında en inandırıcısı kafasının güzel olmasıdır her zaman. çünkü çalıştığı elektronik mağazasında, mesai saatleri içerisinde “cuma’ya gidiyorum” bahanesiyle dükkanı içeriden kilitleyip, teşirde ki buzdolabına girerek akşamdan sardığı üçlüsünü içmişliği var. bu arada en az 2 kişinin döndüğü üçlü için “uzun marlbora” der ve hep tek başına tüketir. “bazuka” ismini taktığı ve patentini elinde bulundurduğunu iddia ettiği, enlemesine yapıştırdığı 5 çarşafla imal ettiği cigaralık için, baskın yediği polisleri bile hayran bıraktığını söyler. bunun yanı sıra semttin %90’ı 1 litrelik pet ile kova yapıp 2.5 litrelik petleri sadece bir yakınının vefatı, sevgili tarafından terk edilme, işten kovulma gibi özel günlerde kullanırken, önder abi haftada en az 2 gün 2.5 litreyle kovasını kurar, özel günler için ise 5 litrelik kullanır. hatta ve hatta 19 litrelik damacanayla üsküdar belediyesinin karşısndaki süs havuzunu kullanarak kova yapmak gibi vizyoner fikirlere sahiptir (henüz gerçekleşmedi). 

onca kötü alışkanlığa rağmen düzenli olarak sporunu yapar. en fazla 1 gün ara verir. spor dediysem tabii ki de önder abi kalibresinde bi adamın olimpik branşlarla işinin olmayacağı aşikar… patso burger’in arka tarafındaki merdiven altı body salonuna gider. gitmeden önce 16 topkek yer, çıkışta 1 litre süt içer. salonda ise omuz göğüs ve koldan başka bir şey çalışmaz, her idmandan sonra kum torbasında en az yarım saat tesbihten arta kalan stresini atar. idmanların işe yarayıp yaramadığını test etmek içinde olur olmaz yerlerde sudan sebeplerden kavga çıkarır. en son geçen gün iddaa bayisinin önünde real madrid maçı izleyen bu grup elemana, içlerinden biri david beckham’a gol kaçırdığı gerekçesiyle sövdü diye tekme dokat daldı. çünkü david beckham, önder abinin hassas noktasıdır. kendisi sarışın olduğundan, kendi kendini beckham’a benzetir ve msn, counter, knight online gibi türlü sanal ortamlarda nick name olarak "beckham"ı kullanır. özetle spora gönülden bağlıdır. 

ama bende boş değilim. ince yapılı olmamın avantajını kullanarak şınav, mekik, barfiks gibi vücut ağırlığı ile çalışılan hareketlerde semtin rekorlarını elimde bulunduruyorum. manzarada toplandığımız akşamlardan birinde bu rekorlarıma güvenerek önder abiye güreşe dayalı ufak çaplı bi atar yaptım. nizami güreş kuralları çerçevesinde 1 dakika boyunca yıkılmadan güreşebileceğimi iddia ettim. ama adama küfür etsem bu kadar zoruna gitmezdi heralde. sigarayı bi tarafa tesbihi bi tarafa fırlatıp hınçla kalktı ayağa. hızlı hızlı kadıköy opera pasajından aldığı çakma gucci şapkasıyla, bu şapkaya uyumlu olduğunu iddia ettiği ve sürekli kombinlediği göğsünde eşşek kadar EA7 yazan t-shirtünü çıkardı. bu kadar hızlı reaksiyon göstereceğini kestiremezdim tabi. bende bi etkisi olacağından değil ama adettendir diye t-shirtümü çıkartıp koydum kenara ellerim titreyerek. millet sanki yıllardır bu anı bekliyormuşcasına etrafımızda kocaman bi çember oluşturdu, kronometreler hazırlandı. her 10 saniyede bir süre bilgisi geçilecekti. 

önder abinin komutuyla başladık. nasılsa süre uzun diye düşünüp önden bir kaç elenseyle yokladı beni. kolay savuşturdum. bir kaç paçadan yakalama girişimininden de iyi kaçtım. o arada “30 saniye” uyarısı geldi kenardan. biraz daha cesaretimi toplayıp yanıma her yaklaşışında ufak tefek karşılıklar da verdim. “son 20 saniye” uyarısı geldikten sonra iyice kazanabileceğime inanmıştım. önder abi daha da sinirlenip agresif ataklar yapmaya başladı. bense hızla her birinden kurtuluyordum. “son 10 saniye” uyarısı gelir gelmez rehavete kapılıp çok amatörce bir açık verdim. o sıra da önder abi kaptı beni, tam yere yatıracaktı ki çaktım suratına dirseği. Elmacık kemiğinin altı patladı, şarıl şarıl kanamaya başladı. tabi dirseğin şokunu atlatıp güreşi bir kenera bırakarak allah ne verdiyse bana girişmesi çok uzun sürmedi. kafa, göz, bacak, böbrek, dalak ayırt etmeksizin bir güzel dövdü beni. bi ara kenardan su isteyip biraz soluklandı. o sırada ben yerden kalkmaya çalıştım ama başarılı olamadım. suyun son 2-3 yudumunu ağzında biriktirip üzerime tükürdü. içimden “inşallah balgam atmamıştır” diye geçirirken, yokuştan aşağı doğru bağıra çağıra koşan sami amcayı gördüm. önder abinin babası… oğlunun kavga ettiğini duymuş söve söve üzerimize doğru koşuyor. o an belki polis bile beni önder abinin elinden alamazdı  ama sami amcanın savurdu bir kaç okkalı küfür, dağ gibi adamı süt dökmüş kediye döndürdü. sağ olsun bizim kronometreci dangalaklarda o ara beni yerden kaldırdılar. 

gecenin ilerleyen saatlerinde suratımın çeşitli bölgelerine nöbetçi eczanede pansuman yaptırdık. görüntümün eski haline dönmesi neredeyse 2 ay sürdü. psikolojik olarak da kendimi toparladıktan sonra bu işin şınavla mekikle olmayacağı kanaatine varıp burhan felek’deki kickboks salonuna yazıldım… önder abi mi? idman öncesi 16 topkek, sonrası 1 litre süte devam…




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

kafasına göre delikanlı

heavy metal ile pesimist underground hip hop arasında kaldığım anlardan biriydi. bir kulağımda silahsız kuvvet, diğer kulağımda metallica tınıları yankılanıyordu. saçma sapan bir içgüdüyle, kendimi bir taraf seçme mecburiyetinin koynunda buldum. ben öyle mi daha iyi olur böyle mi ikilemlerinde boğuşurken, arkadaşlarım çoktan tarafını seçmiş ve kendilerini alev alev yanan bir rekabet ortamına sokmuşlardı. tabii ki beni de çok geçmeden markaja aldılar. bir an önce tarz seçmem gerektiği konusunda ikna ettiler. artık rengimi belli etmeliydim, çünkü  semtte maç kadroları, sosyal aktiviteler, kavga tarafları, manitacılık mevzuları vs. hep seçtiğin tarza göre şekilleniyordu. o zamanlar "game of thrones" da olmadığından sancaksız kardeşlik triplerine de uyanamıyordum. fakat ne olduysa bi aydınlanma yaşadım ve "sikerim yapacağnız işi" deyip çekildim kenera. "dinleyeceğiniz müziğe de seçeceğiniz tarafa da ceza'ya da kurt cobain'e de koyim!" şekilde bi küfür ...

kılas oto yıkama

kapıdan gelen yumruklama sesiyle gözlerimi açtım. terleyen yanağım deri koltukla   bütünleşmiş vaziyetteydi. üzerine yaslandığım gözüm yarım yamalak aralanabildi. koltuktan göz kapağıma, oradan kirpiklerime kadar bulaşan terimin gözümü yaktığını hissedip tamamen ayıldım. güç bela doğruldum ama sanki kafam hala kotuktaydı ve "beni bırak da ne yaparsan yap" diyordu. ben ayağımın altındaki cam kırıklarının neye ait olduğunu hatırlamaya çalışırken, sigara paketinden yapılıp hunharca kullanıldıktan sonra küllüğe basılmış zıvanalar pişkin pişkin sırıtıyolarmış gibiydi. sadece beş metre uzağımdaki kapıya vurulan yumluklar, koltukta doğrulduğum anda daha gür hissedilir oldu. kapıyı açtığımda sinirden suratı pancar gibi kızarmış muzaffer abi ağzından tükürükler saçarak "bu kapı otomatiğinin bana garezi var, nezaman acelem olsa açılmıyo" gibisinden bişeyler zırvaladı. sinirinin sebebi de işe geç kalmış, apar topar minibüsünü çıkarması gerekiyomuş ama otomatik kapı tutukluk ...

janti spor salonu

paraya hakim delikanlıların ve hanımların gözdesi, janti diye tabir edeceğimiz spor salonundaki ilk günüm. kayıt kuyut işlemlerini öncesinde ayarlamışım, misafirvari bi statüde olmama rağmen mekanın sahibi gibi kapıdan içeri girip resepsiyondaki atletik hatuna selam çakarak doğruca soyunma odasına yöneliyorum. soyunma odası antrenmanını yeni bitirmiş, aynanın karşısında abidik gubudik hareketler yaparak kaslarıyla böbürlenen, amino asitler protein tozları garip gulema mamalarla kendini şişiren tiplerle dolu. sote bi yerde boş dolap bularak kimseyle muhatap olmadan spor kıyaseflerimi giyip dalıyorum salona. ısınmak için boş bi yer ararken salonun arka taraflarında çevresindeki duvarlar siyaha boyanmış diğer yerlere nazaran daha karanlıkta bırakılarak hafif underground hava katılmış bi boks ringi ilişiyor gözüme. ama şansıma ring dolu. üç beş tane yarma sözde antrenman yapıyolar. ringin entafına koşu bandları ve bisikletler konumlandırılmış cardio için. sağında solunda kimsenin olmadığ...