Ana içeriğe atla

sigara


peş peşe üç dal sigara yaktım. pek aram yoktur normalde. ilkinin sonuna gelirken düştü aklıma, pek çok şeyin hayalden ileri gidemediği. zaten ikinciyi yakmama vesile olan da buydu sanırım. baya antrenmanlıydım hayal kurma hususunda. hatta "yılların tecrübesi" diye anons edebilirdi beni bir spiker olsa hayal kurarken yanımda. gerçi bazen umut etmekle hayal kurmak iç içe giriyor insan hayatında. gerçekleşme olasılığı bulunan bir şeyi umut ederken, kendi kendine "ulan olmuşken bu da olsun" diyerek işi hayale dönüştürüyorsun. sonrasında olacağı varsa da olmuyor zaten. milli piyango misali "ya çıkarsa...". geçmişte hayalini kurduğum şeylere dönüp baktığım da boşu boşuna kafamı yorduğumu düşünüyorum. ama vakti zamanın da hayal niteliği taşıyan bir şey o kadar da boş olmamalıdır aslında. belki de bir hayali hayal yapan, kurulduğu andır. o an gerçekleşirse hayal niteliği taşıyordur ya da o an gerçekleşmeyeceği için...

ikinci sigaranın sonlarına doğru hayalini kurduğum en değerli şeyin ne olduğunu hatırlamaya çalıştım herhangi bir yaş filtresi koymadan. arabalar, yatlar, katlar, güzel kadınlar, seyahatler... hiç biri çocukluk hayallerim kadar değerli gelmedi. çocukken ki en büyük hayalim ise sevdiklerimle sonsuza kadar beraber yaşamak... çok şükür bugüne kadar büyük ölçüde gerçekleşti bu hayal. gerçekleşti gerçekleşmesine de zaman dediğimiz kavram, avuçladığım su misali akıp gidiyor parmaklarımın arasından ya da buhar oluyor adeta. kenan doğulu misali tutamıyorum zamanı. koskoca kenan doğulu'nun tutamadığını benim tutmam beklenemez tabi de insan hayal ediyor işte...

işte bak yine akıp gitti zaman ve ikinci sigaranın da izmaritini bastım küllüğe. yaktım hemen peşinden üçüncüyü. kırk yıllık tiryaki gibiydim. Yıllar önce bir yer de okumuştum; “insan doğar ve ölmeye başlar” sözünü. pek çok şeyi ikinci plana itmeme yardımcı oldu bu söz. ayrıca çok az şeyi ciddiye almamı sağladı... kafka da benim gibi düşünmüş olacak; "ölümün olduğu bir yer de daha ciddi ne olabilir ki" sözü çıkmış ağzından. olamaz tabi. o yüzden büyük savaşlardan kaçınmakta fayda var şu fani dünyada. büyük hırslar uğruna feda edilenler çoğu zaman, sonrasında elde edilenden daha değerli oluyor. fark edildiğin de ise çok geç.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

kafasına göre delikanlı

heavy metal ile pesimist underground hip hop arasında kaldığım anlardan biriydi. bir kulağımda silahsız kuvvet, diğer kulağımda metallica tınıları yankılanıyordu. saçma sapan bir içgüdüyle, kendimi bir taraf seçme mecburiyetinin koynunda buldum. ben öyle mi daha iyi olur böyle mi ikilemlerinde boğuşurken, arkadaşlarım çoktan tarafını seçmiş ve kendilerini alev alev yanan bir rekabet ortamına sokmuşlardı. tabii ki beni de çok geçmeden markaja aldılar. bir an önce tarz seçmem gerektiği konusunda ikna ettiler. artık rengimi belli etmeliydim, çünkü  semtte maç kadroları, sosyal aktiviteler, kavga tarafları, manitacılık mevzuları vs. hep seçtiğin tarza göre şekilleniyordu. o zamanlar "game of thrones" da olmadığından sancaksız kardeşlik triplerine de uyanamıyordum. fakat ne olduysa bi aydınlanma yaşadım ve "sikerim yapacağnız işi" deyip çekildim kenera. "dinleyeceğiniz müziğe de seçeceğiniz tarafa da ceza'ya da kurt cobain'e de koyim!" şekilde bi küfür ...

kılas oto yıkama

kapıdan gelen yumruklama sesiyle gözlerimi açtım. terleyen yanağım deri koltukla   bütünleşmiş vaziyetteydi. üzerine yaslandığım gözüm yarım yamalak aralanabildi. koltuktan göz kapağıma, oradan kirpiklerime kadar bulaşan terimin gözümü yaktığını hissedip tamamen ayıldım. güç bela doğruldum ama sanki kafam hala kotuktaydı ve "beni bırak da ne yaparsan yap" diyordu. ben ayağımın altındaki cam kırıklarının neye ait olduğunu hatırlamaya çalışırken, sigara paketinden yapılıp hunharca kullanıldıktan sonra küllüğe basılmış zıvanalar pişkin pişkin sırıtıyolarmış gibiydi. sadece beş metre uzağımdaki kapıya vurulan yumluklar, koltukta doğrulduğum anda daha gür hissedilir oldu. kapıyı açtığımda sinirden suratı pancar gibi kızarmış muzaffer abi ağzından tükürükler saçarak "bu kapı otomatiğinin bana garezi var, nezaman acelem olsa açılmıyo" gibisinden bişeyler zırvaladı. sinirinin sebebi de işe geç kalmış, apar topar minibüsünü çıkarması gerekiyomuş ama otomatik kapı tutukluk ...

janti spor salonu

paraya hakim delikanlıların ve hanımların gözdesi, janti diye tabir edeceğimiz spor salonundaki ilk günüm. kayıt kuyut işlemlerini öncesinde ayarlamışım, misafirvari bi statüde olmama rağmen mekanın sahibi gibi kapıdan içeri girip resepsiyondaki atletik hatuna selam çakarak doğruca soyunma odasına yöneliyorum. soyunma odası antrenmanını yeni bitirmiş, aynanın karşısında abidik gubudik hareketler yaparak kaslarıyla böbürlenen, amino asitler protein tozları garip gulema mamalarla kendini şişiren tiplerle dolu. sote bi yerde boş dolap bularak kimseyle muhatap olmadan spor kıyaseflerimi giyip dalıyorum salona. ısınmak için boş bi yer ararken salonun arka taraflarında çevresindeki duvarlar siyaha boyanmış diğer yerlere nazaran daha karanlıkta bırakılarak hafif underground hava katılmış bi boks ringi ilişiyor gözüme. ama şansıma ring dolu. üç beş tane yarma sözde antrenman yapıyolar. ringin entafına koşu bandları ve bisikletler konumlandırılmış cardio için. sağında solunda kimsenin olmadığ...