insanı en çok yoran mıdır yoksa dinlendiren mi bilinmez... kendi kendine yaşarken pek çok zorlu mücadele verilir kendinle. kimi zaman savaşıp kimi zaman oturup dertleşilir birlikte. maçlara gidilir, filmler izlenir, kitaplar okunur, deniz seyredilir, aşık olunur...
işin aşk kısmından kast edilen kişinin "kendine aşık olması" değil tabi...
mesela kız kulesinin karşısına oturup birinin gelmesini beklemek defalarca. kim olduğunun bi önemi yok. kendi kendine aşık olmuştur insan, birine ya da birilerine, onların ruhu bile duymadan. bekler kendiyle belki gelir diye, "acaba varlığımdan haberdar mıdır?" diye hiç düşünmeden. gelen giden olmaz tabi...
kale arkası tribününde bir yanı "sarıııııı" diye bağırırken, diğer yanı "kırmızıııııı" diye haykırır bazılarının... eşlik eden olmasın diye kısık bi sesle. atılan her golden sonra kendine sarılır sevinçle. alınan her malubiyetten sonra stad tamamen boşalana kadar oturur tribünde kendi kendine.
harbiyedeki duman konserlerinde arka sıralarda kendi kendine takılmanın keyfi bi başkadır her zaman. ama kaan mikrofona gömülüp "beni yak,kendini yak, her şeyi yak" diye seslendiğinde, kendini yakmak bi türlü kafaya yatmaz nedense... "hadi yaktın diyelim, sonra kimle, nasıl geçer bu hayat" diye sorgular istemsizce.
birilerine bağlı kalmamanın verdiği özgürlük hissini tattığın da kimseye "eyvallah" demeden istediğini söyleyip istediğini yapmanın keyfi paha biçilemez. hatta bu hayattaki en sahici özgürlük bu olabilir. nefes almanın yalnızca fiziksel bir eylem olmadığını hissetmek...
kendi kendine olmanın can sıkıcı anları da yok değil ama.
halı sahada kendi kendine maç mı yapılır? yapanlar vardır illa ki... çünkü yazın ortasında, otuz beş derece sıcakta, kimseyi bulamaz top peşinde koşturacak. ama verdiği pasa koşacak birilerini arar futbol oynarken. ya da çektiği şutu kurtarma geyreti gösterecek bir kaleci olsun ister karşı kalede. "şöyle güzel bi orta gelse de afili bi gol atsam" diye geçirir içinden. ama kendi kendine maç yaparken ne attığı golün bi önemi kalır ne de yediğinin.
illa ki kimsenin kitap okurken yanında birinin olmasına ihtiyacı yoktur. ama kendi kendine bişeyler okumak zordur bazılarıları için. çünkü bir kitabı okurken etkilendiği bazı satırlar olur. o vurucu cümleye denk geldiğinde tekrar tekrar okur. işte o anlarda yanında ya da karşısında birilerinin olmasını ister bazıları. belki heyecanını paylaşmak ister. "şu söze bakar mısın?" diye sormak ister belki yanındakine, kendinden izler taşıdığını kastederek. altını çizmek için kalemi olup olmadığını sormak ister. onun içinde bir anlam ifade edip etmediğini merak eder belki...
kimileri kendi kendine içmeyi sever. ama bir yere kadar. çünkü sıcak yaz akşamlarında ikinci cin tonikten sonra üçüncüyü yudumlarken yanında bir kadın olsun ister bazıları... elini bacaklarında gezdirip, hafif nemli ama serin bir tene dokunma arzusu belirir içinde. o sırada bir buse kondurmanın da fena olmayacağı gerçeğiyle yüzleştiğinde kendi kendine olmak canını sıkabilir...
Yorumlar
Yorum Gönder